Komünist ideolojinin önemli bir özelliği de son derece tutucu, donuk, katı ve renksiz bir insan ve toplum modeli oluşturmasıdır. Bunu anlamak için, öncelikle komünizmin insana bakışını hatırlamak gerekir. Komünizmin temeli olan materyalist felsefe, bir önceki bölümde de vurguladığımız gibi, insanı sadece maddeden ibaret bir varlık olarak görmektedir. İnsan ruhunun varlığı reddedilmekte, insan bilincinin sadece "hareket halindeki madde"nin bir ürünü olduğu ileri sürülmektedir. Dolayısıyla, materyalizme göre insan sadece gelişmiş bir makinedir. İnsanın sahip olduğu bütün düşünce ve duygular, bu makinenin içindeki kimyasal reaksiyonların bir sonucu olarak kabul edilmektedir.

Bir başka deyişle, materyalistler, hücrelerin ve hücrelerin organelleri oluşturan şuursuz atomların şuur sahibi olduğunu, düşünme, görme, duyma yeteneğine sahip olduğunu, güzellikler karşısında hayranlık, kötü olaylar karşısında üzüntü duyduğunu iddia etmektedirler. “Düşünce ve duygular hareket halindeki maddenin ürünüdür” demek, tam olarak bu anlama gelmektedir. Bu insanlara, “bir atom düşünebilir mi?” diye sorsanız, elbette size “hayır” derler. Ama atomların biraraya gelip beyni oluşturduklarında, düşünme yeteneği kazandıkların zannetmektedirler.