21 Haziran 2013 Cuma

Marxizm toplumu sınıflara ayırıp bölmek ister

Bu bakış açısının doğal bir sonucu, insanların belirli maddi kategorilere ayrılması ve bu maddi kategoriler içinde değerlendirilmesidir. Bir Marxist için sadece "burjuvazi", "küçük burjuvazi", "proleterya", "emperyalist", "komprador" gibi kategoriler vardır. Ve en önemlisi, bu kategoriler tamamen maddi faktörlere dayanmaktadır. Bir insan işçiyse, bir fabrikada kol gücüyle çalışıyorsa, o insanın varlığının tek belirleyicisi yaptığı bu iştir. Eğer bir tarlada çalışan köylü ise, bu kez de sahip olduğu tek bilinç, "köylü bilinci"dir.
Her komünist rejimde başköşeleri süsleyen soğuk yüzler: Lenin, Engels, Marx.

Marxistler insan toplumlarını "maddeci" kıstaslarla değerlendirirler

Marxistler bu maddeci önyargıları nedeniyle, insan toplumlarını da maddi kıstaslarla değerlendirirler. Maddi bir anlam içeren "sınıf" kavramı üzerinde çok dururlar. Sınıf, bir toplumdaki farklı ekonomik tabakalardır ve Marxistler'e göre tek önemli kıstas budur. Örneğin, Maxizm'e göre, işçiler tek bir sınıfı, yani "proleterya"yı oluşturur. Kapitalistler ise "burjuvazi" sınıfını meydana getirir. 
Marxist iddiaya göre, her işçi aynı elverişsiz ekonomik şartlarda yaşadığına göre aynı "proleterya bilincini" paylaşmalı, her kapitalist aynı zenginlik içinde yaşadığı için aynı "burjuva" bilincine sahip olmalıdır. Bir işçinin veya bir fabrika sahibinin, kendi bağımsız karakteri veya dünya görüşü nedeniyle diğerlerinden bambaşka bir bilince sahip olabileceği kabul edilmez.55

20 Haziran 2013 Perşembe

Materyalist görüş "insan, ne yiyorsa odur" iddiasıyla mantıksızlığını ortaya koyar

Dahası Marxist ideolojide, insanların sahip oldukları tüm kültür ve bilincin de, maddi etkenlere dayandığı varsayılmaktadır. Komünizme göre insanın etrafındaki maddi dünyadan ayrı, bağımsız bir bilinci yoktur. Aksine, insan bilincini tamamen içinde yaşadığı maddi dünya belirler. Marx, "insanların varlığını belirleyen bilinçleri değil, tersine, bilinçlerini belirleyen sosyal varlıklarıdır" diye iddia etmiştir.54 Marx'ın fikri öncülerinden Ludwig Feuerbach ise "insan, ne yiyorsa odur" diyerek aynı materyalist mantıksızlığı özetlemiştir. Yani bu kişiler, yaratılışı inkar etmek uğruna, hücrelerin, ve hücrelerin organellerini oluşturan şuursuz atomların şuur sahibi olduğunu, düşünme, görme, duyma yeteneğine sahip olduğunu, güzellikler karşısında hayranlık, kötü olaylar karşısında üzüntü duyabildiklerini iddia etmektedirler. "Düşünce ve duygular hareket halindeki maddenin ürünüdür" demek, tam olarak bu anlama gelmektedir. Bu insanlara, "bir hücre düşünebilir mi?" diye sorsanız, elbette size "hayır" derler. Ama "hücreler biraraya gelip beyni oluşturduklarında düşünme yeteneği kazanırlar" gibi anlamsız bir iddiayı öne sürmekten de çekinmezler.

Komünist ideoloji insanı gelişmiş makine gibi görür ve ruhun varlığını reddeder

Komünist ideolojinin önemli bir özelliği de son derece tutucu, donuk, katı ve renksiz bir insan ve toplum modeli oluşturmasıdır. Bunu anlamak için, öncelikle komünizmin insana bakışını hatırlamak gerekir. Komünizmin temeli olan materyalist felsefe, bir önceki bölümde de vurguladığımız gibi, insanı sadece maddeden ibaret bir varlık olarak görmektedir. İnsan ruhunun varlığı reddedilmekte, insan bilincinin sadece "hareket halindeki madde"nin bir ürünü olduğu ileri sürülmektedir. Dolayısıyla, materyalizme göre insan sadece gelişmiş bir makinedir. İnsanın sahip olduğu bütün düşünce ve duygular, bu makinenin içindeki kimyasal reaksiyonların bir sonucu olarak kabul edilmektedir.
Bir başka deyişle, materyalistler, hücrelerin ve hücrelerin organelleri oluşturan şuursuz atomların şuur sahibi olduğunu, düşünme, görme, duyma yeteneğine sahip olduğunu, güzellikler karşısında hayranlık, kötü olaylar karşısında üzüntü duyduğunu iddia etmektedirler. “Düşünce ve duygular hareket halindeki maddenin ürünüdür” demek, tam olarak bu anlama gelmektedir. Bu insanlara, “bir atom düşünebilir mi?” diye sorsanız, elbette size “hayır” derler. Ama atomların biraraya gelip beyni oluşturduklarında, düşünme yeteneği kazandıkların zannetmektedirler. 

Komünizm aslında "uygulamalı Darwinizm"dir

Courtois, bu yorumunun ardından da şu soruyu sormaktadır:
Marxizm-Leninizm'in kökleri Marx'tan çok, toplumsal meseleye uygulanan ve ırk meselesiyle yanılgılara düşen sapkın bir Darwinciliğe bağlanamaz mı?53
Kuşkusuz bağlanabilir. Dahası, komünizmin kökeni zaten mutlak olarak Darwinizm'dir. Hem de bu Darwinizm, "sapkın bir Darwincilik" değil, Darwinizm'in bizzat kendisidir. İnsanların bir hayvan türü olduklarını, aralarında kaçınılmaz ve doğal bir çatışma olduğunu, tarihin bu şekilde işlediğini, insanın yaptıkları nedeniyle kimseye hesap vermeyeceğini ve diyalektik materyalizmin tüm diğer safsatalarını ileri süren ve bunu da "bilimsellik" kisvesi altında yapan kaynak Darwinizm'dir. Darwin bunun teorisini kurmuş, komünistler ise hayata geçirmiştir.
20. yüzyılın kanlı komünizm bilançosu, aslında "uygulamalı Darwinizm"dir.

Burjuvazinin, insanlık evriminde aşılmış bir evreyi temsil ettiği iddia edildi

Fransız Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi (GÉODE-Paris X) araştırma müdürü ve komünizm tarihi uzmanı Stéphane Courtois, bu konuda şu yorumu yapar:
Komünizmde toplumsal-siyasî bir öjenizmin, toplumsal bir Darwinciliğin varlığından söz edilebilir. Dominique Colas'ın yazdığı gibi, "Lenin, toplumsal türlerin evrimi konusundaki bilgilerin efendisi olarak, tarih mahkum ettiği için yok olması gerekenlere karar verir. Bilim yoluyla -Marxizm-Leninizm gibi ideolojik ve siyasî tarih- burjuvazinin insanlık evriminde aşılmış bir evreyi temsil ettiğine karar verildikten sonra, bu sınıfın ortadan kaldırılmasına, hatta bu sınıfı oluşturan ya da bu sınıfa şu ya da bu şekilde ait olan bireylerin öldürülmesine haklı gerekçeler bulunabilir.52
Courtois, bu yorumunun ardından da şu soruyu sormaktadır:
Marxizm-Leninizm'in kökleri Marx'tan çok, toplumsal meseleye uygulanan ve ırk meselesiyle yanılgılara düşen sapkın bir Darwinciliğe bağlanamaz mı?53


Birer vahşi hayvan muamelesi görerek kafeslere kapatılan Kızılordu tutsakları.

İktidarı ele geçiren Stalin ve Lenin, düşmanlarını "hayvan" olarak görüyordu

Brossat, bu kızılca kıyametin ve şölenlerin gerçek bir ötekini hayvanlaştırma geleneği oluşturduğunu, aynı geleneğin XVIII. yüzyıldan itibaren yapılan siyasî eleştirilerde de görülebileceğini anımsatır. Bu eğretilemeli ayin, özellikle hayvan imgeleri aracılığıyla gizli bunalım ve çatışmaların dışa vurulmasına yol açıyordu. Moskova'da 1930'lu yıllarda bu tür söylemlerin hiçbir eğretilemeli yanı kalmamıştı: "Hayvanlaştırılmış" düşmana önce bir av hayvanıymış gibi davranılır, sonra da bırakılırdı; tabiî burada önce ensesine bir kurşun sıkılırdı. Stalin bu yöntemleri sistemleştirip genelleştirdikten sonra Çinli, Kamboçyalı ve öteki takipçileri bundan geniş ölçüde yararlandı. Bununla birlikte yöntemleri ilk bulan Stalin değildir. Lenin'i de bu suçlamaların dışında tutamayız; iktidarı ele geçirdikten sonra bütün düşmanlarını "zararlı böcek", "bit", "akrep" ya da "vampir" olarak görüyordu.51
İşte komünizmin insanları hayvan olarak gören bu bakış açısının temeli, Darwinizm'dir. Bu, Marx, Engels ve Lenin tarafından defalarca vurgulanmış bir gerçektir. Dolayısıyla, komünist vahşet, Darwinizm'in bir uygulamasından başka bir şey değildir.